Avrupa'da protesto dalgaları: Hangi ülkede kim, neden sokakta?
Fransa: Lise protestolarından kitlesel isyana
Avrupa'daki son protesto dalgasının en büyük gösterileri Fransa'da düzenlendi. 17 Ekim'de ülke çapında gerçekleştirilen yürüyüşlere ilişkin Fransa İçişleri Bakanlığı'nın açıkladığı katılım 550 binin üzerine çıktı. Başlangıçta liseli öğrenci hareketleriyle görünür hale gelen eylemler, işçi sendikalarının ve Sarı Yelekliler hareketinden çevrelerin katılımıyla daha geniş bir toplumsal tepkiye dönüştü.
Protestoların başlangıç noktalarından biri, okullardaki kötü koşullar ve eğitim sistemindeki sorunlardı. Öğretmen yetersizliği, kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları ve üniversiteye geçiş sürecindeki belirsizlikler öğrencilerin başlıca şikayetleri arasında.
Ancak eylemler kısa sürede eğitimle sınırlı kalmadı. Liselilerin isyanına artan fiyatlar, yakıt masrafları, yetersiz ücretler, emekli aylıkları ve kamu hizmetlerindeki gerilemeyle diğer toplumsal kesimler de ortak oldu. Böylece Fransa'daki protestolar, farklı kuşakların ekonomik beklentilerini bir araya getirdi.
Örgütlenmede öğrenci grupları, Genel Emek Konfederasyonu (CGT - Confédération générale du travail) gibi işçi sendikaları ve Sarı Yelekliler hareketi öne çıktı. 2018'de akaryakıt vergilerine yönelik tepkiyle başlayan ve kısa sürede Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimine karşı geniş bir toplumsal harekete dönüşen Sarı Yelekliler deneyimi, bugünkü gösteriler açısından da önemli bir arka plan oluşturuyor.
17 Ekim'deki yürüyüşlerin önemli bir bölümü, eylemcilerle güvenlik güçleri arasında sert çatışmalara ve ‘yağma hareketlerine’ sahne oldu.
Polis müdahaleleri ve göstericilere yönelik güç kullanımı da tartışma konusu oldu. Başbakan Sébastien Lecornu, olaylara karışan ‘radikal grupları’ suçlarken Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sorumluların adalet önüne çıkarılacağını açıkladı.
Aynı zamanda, bazı polislerin eylemci görünümünde protestolara sızdığı da dolaşıma giren iddialar arasında.
26 Ekim'de ise hükümet, öğrencilerin taleplerine yanıt vermek amacıyla yeni bir eğitim reformu paketi açıkladı. Pakette, ‘dezavantajlı liselerde’ sınıf mevcutlarını sınırlandırma, yeni öğretmen, hemşire, psikolog kadrosu, 4 milyar euro’luk bina yenileme kredisi ve üniversite sınavında yapılacak değişiklikler duyuruldu, ancak tartışmalar henüz sona ermedi. Ancak bu tedbirler, yaşam maliyetine ve kamu hizmetlerine ilişkin daha geniş şikayetleri ortadan kaldırmış değil.
Ülke genelinde eylemlere katılım önceki haftalara göre gerilese de tamamen sona ermiş değil. Son olarak öğrenci örgütleri ve sendikalar, ücretler, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin taleplerle 5 Kasım için ülke çapında yeni bir grev ve protesto çağrısı yaptı.
Fransa'daki hareketin dikkat çekici yönü, belirli bir politika başlığıyla başlayan eylemlerin farklı toplumsal kesimlerin ortak ekonomik kaygılarıyla birleşmesi. Hükümetin karşılaştığı sorun yalnızca öğrencilerin tepkisi değil; çalışanların ve emeklilerin de mevcut ekonomik düzenin kendilerine sunduğu koşulları sorgulamaya başlaması.
Video: AP Archive, Fransa'da yayılan öğrenci protestoları ve başbakanın kriz toplantısı
Arnavutluk: Kıyıdaki turizm projesinden hükümet karşıtı harekete
Arnavutluk'ta hükümet karşıtı protestoların geçmişi, ekim ayındaki öğrenci eylemlerinden daha eskiye uzanıyor. Hareket, mayıs ayının sonlarında Adriyatik kıyısındaki ekolojik açıdan korunan bir bölgede planlanan lüks turizm projesine karşı gelişen tepkiyle başladı.
Arnavutluk’taki protestoların geçmişi, 30 Mayıs’ta Zvërnec ve Sazan bölgelerinde planlanan turizm projelerine karşı başlayan eylemlere uzanıyor.
2026'nın mayıs ayında, Arnavutluk hükümetinin ülkenin Adriyatik kıyısındaki koruma altında olan doğal alanları turizme açma planı sızdırıldı. Bu projelerin arkasındaki en büyük yatırımcılardan biri, Jared Kushner’ın (ve eşi Ivanka Trump’ın) yatırım şirketi olan Affinity Partners şirketiydi.
Yaklaşık 1.4 milyar euro değerindeki bu mega proje; el değmemiş Sazan Adası ile Vlora yakınlarındaki koruma altındaki Vjosa-Narta Lagünü (Zvernec sahil şeridi) üzerinde oteller, villalar, kumarhane ve marinalardan oluşan ultra lüks bir kompleks inşa etmeyi kapsıyor.
Bölge, flamingolar başta olmak üzere çok sayıda göçmen kuşa ev sahipliği yapan önemli bir sulak alan. Ayrıca deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarını ve başka hassas habitatları barındırıyor. Çevreciler, kıyı şeridinde yapılacak geniş çaplı yapılaşmanın doğal yaşam alanlarını tahrip edebileceğini, bölgenin biyolojik çeşitliliğini tehdit edebileceğini ve kıyıların ticari turizm faaliyetlerine açılmasıyla kamusal erişimin kısıtlanabileceğini savunuyor.
Flamingolar, bu nedenle protestoların sembolü haline geldi. Eylemciler gösterilerde pembe flamingo figürleri, maketleri ve pankartları taşıyarak hem sulak alanların korunmasına dikkat çekti hem de ülkenin doğal mirasının lüks turizm yatırımlarına feda edilmesine tepki gösterdi. Basında Flamingo Devrimi olarak anılmaya başlayan hareket, böylece çevre mücadelesini daha geniş bir siyasi itirazla birleştirdi: “Arnavutluk satılık değil.”
Ekim ortasında üniversite öğrencilerinin katılımıyla yeni bir aşamaya geçen gösterilerde eğitim koşulları, yüksek öğrenim ücretleri, genç işsizliği ve yolsuzluk iddiaları öne çıktı. Protestocular, Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep ediyor.
Rama ise, eylemlerle ilgili Rusya, Iran ve ANTIFA hareketini suçlayarak, polislere 2 bin 500 euro ikramiye verileceğini açıkladı.
13 Ekim'de yoğunlaşan gösteriler, 19 Ekim itibarıyla altıncı gününe ulaşmıştı. Tiran'da güvenlik güçleri göstericilere karşı göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı. Bazı gösterilerde kamu binalarında yangınlar çıktı; polisle protestocular arasındaki çatışmalarda yaralanmalar ve gözaltılar yaşandı.
Ekim ayının son haftasında da protestolar devam etti. 31 Ekim itibarıyla öğrenciler, akademisyenler ve yurttaşlar Eğitim Bakanlığı önündeki eylemlerinin 19. gününe ulaşmıştı. Aynı gün ana muhalefetteki Demokrat Parti de Başbakan Edi Rama'nın istifasını isteyen ayrı bir gösteri düzenledi. Ancak öğrenciler, muhalefet temsilcilerinin kendi eylemlerine katılmasına karşı çıkarak hareketin mevcut siyasi partilerden bağımsız kalması gerektiğini savunuyor.
Rama hükümeti ise protestoları para cezalarıyla sönümlendirmeye çalışıyor. 25 Ekim'de duyurulan düzenlemeye göre, şiddet olaylarına dönüşen bir gösteriye katılan kişiler, bizzat şiddet eyleminde bulunmasalar dahi 500 bin lek (yaklaşık 6 bin 200 dolar) para cezasıyla karşılaşabilecek.
Hareketin bütününü yöneten tek bir siyasi parti veya örgüt bulunmuyor. Eylemlerde öğrenci grupları, çevre savunucuları ve hükümete karşı çıkan farklı çevreler yer alıyor. Muhalefetin gösterilere desteği bulunmakla birlikte hareketin taleplerini yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki rekabete indirgemek mümkün değil.
Arnavutluk örneği, yabancı sermayeyle ilişkilendirilen büyük ölçekli turizm yatırımlarının, yerel çevresel kaygıların ve toplumsal eşitsizlik tartışmalarının nasıl tek bir eylem potasında birleşebileceğinin göstergesi.
Video: AP Archive, Tiran sokaklarında yangınlar; öğrenciler hükümet karşıtı harekete katılıyor
İtalya: Hayat pahalılığı ve savaş karşıtlığı aynı sokakta
İtalya'da 17 Ekim'de başlayan gösteriler Milano'nun yanı sıra Bologna, Brescia, Bergamo ve Torino gibi kentlere yayıldı. Gösterilerde hayat pahalılığına, kamu hizmetlerindeki sorunlara ve savaşlara yönelik tepkiler bir araya geldi.
İtalya'nın en büyük işçi konfederasyonlarından CGIL (Confederazione Generale Italiana del Lavoro / İtalyan Genel İşçi Konfederasyonu) ve 100'den fazla kuruluşun katıldığı La Via Maestra yürüyüşünde, askeri harcamaların artırılmasına karşı çıkıldı; diplomasi, silahsızlanma ve barış politikası savunuldu.
Milano'da savaş karşıtı ve ekonomik talepler etrafında başlayan yürüyüş, daha sonra şiddet olaylarına dönüştü. Maskeli bazı gruplar polisle çatıştı, barikatlar kurdu ve işyerlerine zarar verdi. Güvenlik güçleri göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı. 18 Ekim'de kent merkezinde yeniden çatışmalar yaşandı.
Başbakan Giorgia Meloni, ‘şiddet olayları’ olarak tanımladığı protestoları kınarken Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala da protestoların dile getirdiği toplumsal sorunların anlaşılabilir olduğunu, ancak şiddet ve kentte meydana gelen zararın kabul edilemeyeceğini belirtti.
İtalya'daki son gösterileri de tek bir örgütün yönettiğini söylemek mümkün değil. Farklı şehirlerdeki yürüyüşlere ekonomik koşullara tepki gösteren gruplar ve savaş karşıtı çevreler katıldı. Örgütlenmenin parçalı yapısı, taleplerin de tek bir siyasi program altında toplanmadığını gösteriyor.
Bununla birlikte, yaşam maliyetine yönelik tepkinin savaş karşıtlığıyla aynı gösterilerde buluşması dikkat çekici.
30 Ekim'de İtalya'da yeni bir genel grev dalgası yaşandı. USB sendikasının çağrısıyla 40'tan fazla kentte düzenlenen eylemlere öğrenciler, işçiler, çiftçiler, taksiciler ve konut hakkı savunucuları katıldı. Gösterilerde düşük ücretler, enflasyon, yakıt fiyatları ve artan kiraların yanı sıra askeri harcamalara ayrılan kaynaklar da protesto edildi. Roma'da öğrenciler, barınma krizine dikkat çekmek amacıyla Kolezyum çevresinde çadırlar kurdu.
Aynı gün Cenova başta olmak üzere İtalya'nın önemli limanlarında da silah sevkiyatlarına karşı eylemler düzenlendi. Bu protestolar aynı zamanda, limanların askeri malzeme taşımacılığı için kullanılmasına karşı Avrupa genelinde yürütülen işçi hareketinin bir parçası.
Video: FRANCE 24, İtalya'da hayat pahalılığı protestoları şiddete döndü, gözaltına alınanların çoğu reşit değil
Belçika: Eğitim hakkı ile bütçe karşı karşıya
Belçika'da öğrencilerin protestoları, özellikle Fransızca konuşulan Valonya-Brüksel Federasyonu'ndaki eğitim reformları ve artan maliyetler etrafında yoğunlaştı.
Brüksel'de haziran ayında başlayan eylemlerin ardından Liège kentinde ekim başında yeni gösteriler düzenlendi. Öğrenciler, Fransa’daki yaşıtlarına benzer şekilde kalabalık sınıfları, eğitim materyallerine erişimdeki güçlükleri ve eğitim masraflarının yükselmesini protesto etti.
Tartışmaların önemli başlıklarından biri, üniversite kayıt ücretinin 835 euro’dan 1.194 avroya yükseltilmesi önerisi oldu.
7 Ekim'deki Liège gösterilerinde mülke zarar verme olayları yaşandı ve polis 100'den fazla kişiyi gözaltına aldı. 17 Ekim hafta sonundaki eylemlerde de güvenlik güçleri göstericilere karşı müdahalede bulundu.
Belçika'daki hareketin dikkat çekici yönü, Fransa'da başlayan öğrenci protestolarından etkilenmesi.
Eğitimin giderek daha maliyetli hale gelmesi, gençlerin toplumsal hareketliliğe ilişkin beklentilerini de etkiliyor. Üniversite eğitiminin ekonomik ve sosyal güvence sağlayacağı düşüncesi zayıflarken, eğitim politikaları yalnızca akademik bir tartışma olmaktan çıkıp doğrudan sınıfsal bir kavganın parçası haline geliyor.
Video: RTBF Info, Fransa ve Belçika'da öğrencilerin öfkesi (Fransızca)
Portekiz: Konut krizi sokaklarda çadırlarla anlatılıyor
Portekiz'deki protestoların temelinde, özellikle büyük şehirlerde giderek ağırlaşan konut krizi bulunuyor. Kiralar ve konut fiyatları yükselirken ücretlerin aynı ölçüde artmaması, geniş kesimlerin barınma olanaklarını daraltıyor.
10 Ekim'de Lizbon, Porto ve başka kentlerde yaşam maliyetine karşı eylemler düzenlendi. 17 Ekim'de ise Portekiz'in en büyük işçi konfederasyonlarından Portekiz İşçileri Genel Konfederasyonu’nun (Confederação Geral dos Trabalhadores Portugueses — Intersindical Nacional - CGTP) çağrısıyla Lizbon, Porto ve Coimbra'da gösteriler gerçekleştirildi.
Göstericiler daha yüksek ücretler ve emekli aylıkları, daha iyi kamu hizmetleri, yakıt fiyatlarının düşürülmesi ve konut sorununa çözüm talep etti. Lizbon'daki Rossio Meydanı'nda ve Porto'daki Praça D. João I çevresinde çadırlar kuruldu. Binlerce kişinin geceyi meydanlarda geçirmesi, barınma krizine yönelik tepkinin sembollerinden biri haline geldi.
31 Ekim'de konut hakkı savunucuları Lizbon'daki Rossio Meydanı'nda yeniden büyük bir gösteri düzenledi. Binlerce kişinin katıldığı eylemin ardından 50'den fazla çadır kurularak kamp yeniden oluşturuldu. Ancak 1 Kasım sabahı polis meydana girerek çadırları dağıttı. Kampı korumaya çalışan yüzlerce kişi kalkanlar ve coplar kullanılarak alandan uzaklaştırıldı. Porto'daki benzer bir kamp da polis müdahalesiyle kaldırıldı.
Protestoların yeni hedeflerinden biri, hükümetin kira piyasasına ilişkin hazırladığı yasa tasarısı. Düzenleme, yeni kira sözleşmelerindeki kira sınırlandırmalarını kaldırmayı ve tahliye süreçlerini kolaylaştırmayı öngörüyor. Hükümet ise tasarıyı geri çekmeyi reddediyor.
Portekiz'deki eylemler, hem sendikal örgütlenmenin hem de konut hakkı etrafında gelişen toplumsal hareketlerin aynı gündemde buluştuğunu gösteriyor.
Eylemlerin merkezinde, konutun temel bir ihtiyaç olmaktan çıkarak yüksek getirili bir yatırım aracına dönüştüğü yönündeki görüşler yer alıyor. Kiralar, mortgage ödemeleri ve gündelik yaşam giderleri birlikte değerlendirildiğinde, özellikle gençler ve düşük ücretli çalışanlar için büyük şehirlerde yaşamak giderek zorlaşıyor.
Video: AP Archive, Lizbon'da yaşam maliyetine karşı on binlerce kişi yürüdü
İspanya: Bir kadının tahliyesi ulusal tartışmanın sembolüne dönüştü
İspanya'da konut krizine karşı tepkiler ise, 87 yaşındaki María del Carmen Abascal'ın yaşadığı tahliye sürecinin ardından büyüdü.
Maricarmen adıyla tanınan Abascal, Madrid'de yaşadığı evden 23 Eylül'de tahliye edildi. Binanın bir yatırım fonu tarafından satın alınmasının ve kira artışıyla ilgili anlaşmazlığın ardından yaşanan süreç, yaşlı kadının ekim ayındaki ölümünden sonra ulusal çapta protestoların sembolü haline geldi.
8 Ekim'de Madrid'de binlerce kişi Abascal'ı anmak ve konut krizine dikkat çekmek için yürüdü. Kiracı örgütleri ve konut hakkı savunucuları, kiraların sınırlandırılmasını, tahliyelere karşı daha güçlü koruma sağlanmasını ve yatırım fonlarının konut piyasasındaki etkisinin sınırlandırılmasını talep etti.
Başbakan Pedro Sánchez'in sosyalist hükümeti konut alanında acil düzenlemeler hazırlarken, reformların kaderi parlamentodaki mücadeleye havale edildi. Konut krizi etrafındaki tartışmalar siyasi gerilimi artırırken 29 Kasım için erken seçim kararı alındı.
Video: FRANCE 24, İspanya'da konut protestolarını başlatan tahliye edilmiş emekli kadın öldü, kiracı sendikası duyurdu
Sırbistan: Yolsuzluk karşıtı öğrenci hareketi seçimlere hazırlanıyor
Sırbistan'daki öğrenci hareketi, Avrupa'nın diğer ülkelerinde son günlerde görülen protestolardan daha uzun bir geçmişe sahip. Hareket, Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonundaki beton saçak çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından başladı.
Öğrenciler, facianın sorumlularının hesap vermesini ve kamu projelerindeki yolsuzluk iddialarının araştırılmasını talep etti. Eylemler zaman içinde hükümetin hesap verebilirliği, bağımsız kurumlar ve demokratik işleyiş gibi daha geniş konuları gündemine aldı.
Hareketin örgütlenme biçimi de farklı. Öğrenciler, tek bir liderin yönettiği klasik bir siyasi yapı yerine üniversitelerdeki genel toplantılar ve öğrenci meclisleri üzerinden karar alan yatay bir örgütlenme modeline sahip.
25 Ekim'deki erken seçime Students' List (Öğrencilerin Listesi) adıyla katılan öğrenciler, hareketin yeni aşamasını oluşturdu. Liste, uzun süredir iktidarda bulunan Sırp İlerleme Partisi (SNS) ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić çevresindeki siyasi yapının sert muhaliflerinden.
25 Ekim'de yapılan erken parlamento seçimleri, öğrenci hareketinin yeni bir siyasi aşamaya geçişini beraberinde getirdi. Seçim Komisyonu'nun açıkladığı ön sonuçlara göre Öğrenci Listesi yüzde 52,71 oy ve 140 milletvekilliği kazanırken, Aleksandar Vučić'in liderliğindeki Birleşik Sırbistan listesi yüzde 39,17 oy ve 104 milletvekilliğinde kaldı.
Ancak seçim sonuçlarının kesinleşmesi için 1 Kasım'da 53 sandıkta yeniden oylama yapılması kararlaştırıldı. Bu nedenle seçim sürecinin hukuki olarak tamamlanması bekleniyor.
Seçimin ardından öğrenci hareketi, mücadeleyi devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına taşıdı. 29 Ekim'de yapılan açıklamada polis, istihbarat ve yargının üst düzey yöneticilerinin istifası istendi. Hareket, önceki iktidar döneminde siyasi baskı altında çalıştığını savunduğu kurumların bağımsızlaştırılmasını, kamu ihalelerinin ve devlet harcamalarının incelenmesini talep ediyor.
Sırbistan'daki hareket böylece yolsuzluk karşıtı sokak protestolarından seçim zaferine uzanan bir süreç yaşadı. Bundan sonraki temel tartışma, seçimle kazanılan siyasi temsilin devlet kurumlarında nasıl bir dönüşüme yol açacağı olacak.
Sırbistan eylemleri, kamu kaynaklarının kullanımı ve devlet kurumlarının bağımsızlığına ilişkin tartışmaların nasıl uzun süreli bir toplumsal harekete dönüşmesiyle öğretici bir örnek. Bununla birlikte, seçim sürecine girilmesi hareketin bütün taleplerinin sandık yoluyla karşılanacağı anlamına gelmiyor; seçim koşulları ve kurumların işleyişi de tartışmanın parçası olmayı sürdürüyor.
Video: The Guardian, Sırbistan'da hükümete karşı öğrenci öncülüğünde büyük protesto
İrlanda: 300 binden fazla kamu çalışanı greve gitti
İrlanda ise, kitlesel çatışma görüntüleriyle dolu diğer Avrupa ülkelerinin yanında biraz gölgede kalsa da, doğrudan ücret anlaşmazlığı üzerinden gelişen büyük bir işçi eylemine sahne oldu.
14 Ekim'de öğretmenler, doktorlar, hemşireler ve kamu görevlilerinin de aralarında bulunduğu 300 binden fazla çalışan 24 saatlik greve katıldı. Okullar kapandı, hastanelerde çok sayıda randevu iptal edildi.
Fórsa ve SIPTU (Services, Industrial, Professional and Technical Union - Hizmetler, Sanayi, Meslek ve Teknik Sendikası) gibi sendikaların da yer aldığı kamu çalışanları, haziran ayından bu yana sonuçlanmayan ücret görüşmelerinde hükümetin yeni bir anlaşma sağlamasını istiyor. Sendikalara göre yaşam maliyetindeki artış, çalışanların satın alma gücünü aşındırıyor.
İrlanda'da eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 4,1 olarak bildirildi. Konut maliyetlerindeki ve ulaşımdaki artış da, çalışanların bütçeleri üzerindeki baskıyı ağırlaştırdı.
Hükümet yeni ücret görüşmelerine aracılık etmeye açık olduğunu belirtirken sendikalar, açıklamaların somut bir anlaşmaya dönüşmesini talep ediyor. Hükümet ve sendikalar arasında 19 Ekim'de İş Yeri İlişkileri Komisyonu bünyesinde yeni ücret görüşmeleri başladı. 21 Ekim için planlanan ikinci grev, müzakerelere fırsat tanımak amacıyla ertelendi. SIPTU, 25 Ekim itibarıyla görüşmelerin sürdüğünü, ancak henüz çalışanların beklentilerini karşılayacak bir anlaşmaya ulaşılamadığını açıkladı. Sendika, müzakereler sonuçlanana kadar iş yavaşlatma eylemlerinin devam edeceğini belirtti.
Video: Ireland AM, kamu çalışanlarının grevi okulları ve hizmetleri kapatıyor
Avrupa'nın refah vaadi neden sorgulanıyor?
Konut, eğitim, sağlık hizmetleri ve ulaşım, geniş kitlelerin gündelik yaşamını belirleyen temel alanlar. Fakat bu alanların piyasa koşullarına daha fazla bağımlı hale gelmesi, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin ve ücret baskısının etkisini derinleştiriyor ve uzun süredir bir nevi ‘dip dalga’ olarak büyüyen bu etki ilk fırsatta sokaklara taşıyor.
Elbette ülkeler arasında önemli farklar var. Fransa'daki eğitim protestoları ile İspanya'daki konut hareketi aynı talepleri taşımıyor. Sırbistan'da yolsuzluk karşıtı mücadele öne çıkarken İrlanda'da sendikal ücret pazarlığı belirleyici. Arnavutluk'ta ise çevresel kaygılardan doğan hareket, hükümetin istifasını isteyen daha geniş bir muhalefete dönüşmüş durumda.
Buna rağmen bütün bu örneklerde ortak bir gerilim görülüyor: Serbest piyasa merkezli ekonomik büyüme ve piyasa rekabeti temel başarı ölçütleri olarak sunulurken, bahsi geçen ‘kazanç’, geniş emekçi kesimlerin koşullarına yeterince yansımıyor.
Üstelik, Avrupa siyasetinde son dönemde git gide daha çok yer kaplayan stratejik rekabet, güvenlik ve askeri kapasite gibi konular, eğitim, sosyal hizmetler, barınma gibi konuları ikincil hale getiriyor.
Yani bir diğer deyişle, Avrupa’da insanların sokağa taşıp taşmamasını, hükümetlerin kaynakları hangi önceliklere göre kullandığına göre değişiyor. Ancak söz konusu protestoların tümünü doğrudan NATO'ya veya ABD'ye karşı düzenlenen hareketler olarak tanımlamak doğru olmaz; mevcut taleplerin merkezinde çoğunlukla yaşam maliyeti, barınma, eğitim, ücretler ve hesap verebilirlik bulunuyor.
Toplumsal refahın piyasa rekabetinin kendiliğinden üreteceği bir sonuç olarak sunulması, savaş beklentisi koşullarında insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını güvence altına alacak kamusal politikaların ‘ertelenmesiyle’ sonuçlanıyor
Kaynaklar
- Fransa · Paris Match Belgique: 17 Ekim'de 550 bin kişi (İçişleri Bakanı Nuñez'e göre), 1.200 gözaltı
- Fransa · Euronews (Fransızca): Lise hareketi 17 Ekim için yeniden çağrı yaptı, 14 Ekim 2026
- Arnavutluk · Reuters (TimesLive): Arnavutluk'ta hükümet karşıtı göstericiler Tiran'da polisle çatıştı, 17 Ekim 2026
- Arnavutluk · Citizens.al: Zvërnec'teki şiddet Tiran'da protestoyu tetikledi, 31 Mayıs 2026
- İtalya · Reuters (Internazionale): Milano'da polis protestocularla ikinci günde de çatıştı, 18 Ekim 2026
- İtalya · AP (La Voce di New York): Milano ve Bologna'da hayat pahalılığı protestoları şiddete döndü, 17 Ekim 2026
- Belçika · Al Jazeera: Belçika'daki öğrenci protestolarında 100'den fazla gözaltı, 7 Ekim 2026
- Belçika · Brussels Times: Liège'deki öğrenci protestoları şiddete döndü
- Portekiz · Reuters (Internazionale): Lizbon'da konut ve yaşam maliyeti için on binlerce kişi yürüdü, 17 Ekim 2026
- İspanya · Euronews (İspanyolca): Konut krizi için Madrid'de yürüyüş, 3 Ekim 2026
- İspanya · South China Morning Post: 87 yaşındaki Maricarmen Abascal'ın tahliyesi için binlerce kişi yürüdü
- Sırbistan · N1: Öğrenciler seçim kampanyasını Novi Sad'daki ilk mitingle başlattı
- Sırbistan · Euronews: Üniversite öğrencileri Sırbistan seçimlerini sarsmak için öğrenci listesini kurdu, 15 Eylül 2026
- Sırbistan · RIK ön sonuçları, Sırbistan hükümeti (25 Ekim 2026)
- Sırbistan · Balkan Insight: Vučić yenilgiyi kabul etti (25 Ekim 2026)
- Sırbistan · N1: Novi Sad faciasının yıl dönümü, 16 ölü
- Sırbistan · RIK ön sonuçları, tüm listeler (26 Ekim 2026)
- Sırbistan · 2023 Sırbistan parlamento seçimi, sandalye dağılımı (Wikipedia, RIK kesin sonuçlarına dayanarak)
- İrlanda · AP (ABC News): İrlanda'da kamu çalışanları greve gitti, okullar kapandı, 14 Ekim 2026
- İrlanda · Irish Examiner: Başbakanın son anda devreye girmesiyle kamu grevleri iptal edildi
- Haritalar · Rölyef: AWS Terrain Tiles (SRTM, GMTED2010, ETOPO1); sınırlar: Natural Earth